Fatih’teki küçük gelinlik mağazasında çalışmak, bana pek de heyecan verici gelmiyordu. Aslında, sadece annemin ve babamın bu işi bana bulmalarını kabul etmiştim. Dar gelirli bir ailenin çocuğu olarak, lise sonrasında bir şeyler yapmam gerektiğini biliyordum. Ancak gelinlik mağazası, bana bir tür kaçış gibi geliyordu. Mağazada geçirdiğim zaman, aslında hayatımdan kaçmak için kullandığım bir dönemdeydim. Eve her akşam dönüp annemle, babamla, ablamla yemek yemekte ve bir şekilde sorumlulukları yerine getirmekte kendimi kaybediyordum.
Ama her şeyin bir yolculuk olduğunu fark etmedim. Yavaşça, her gün gelen kadınlardan bir tanesi—Ruşen—benim dünyamı değiştirecek bir şey oldu. O an fark ettim: İçimde, görmeyi bekleyen bir şey vardı. Ruşen, bir başka dünyadan gelmiş gibi görünüyordu. Yaşı 46 idi ama o kadar enerjik, o kadar dikkatli bir şekilde bakıyordu ki bana, sanki bu yaşı hiç hissettirmiyordu. Bir kaç kez mağazaya geldiğinde gözlerim hep onunla buluşuyordu. O gözlerde yalnızlık vardı ama aynı zamanda bir şey daha: Bir tür güven arayışı, bir hikaye saklayan bakışlar.
Ruşen, hayatını ciddiye almamış gibi görünüyordu, evlenmek bir yana, birkaç ciddi birlikteliği olmuş ama hiç evlenmemişti. Nişanları bile atmıştı. Gezmekten ve romantik filmler izlemekten büyük keyif alıyordu. Benimle ilk tanıştığında, bir kadın olarak bana ciddi bir izlenim bırakmıştı. Ama işin garip tarafı, ona duyduğum çekim, sadece fiziksel değil, onun kişiliğiyle, yaşadığı hayatla ilgiliydi. O kadın bana güven verdi. Ve belki de hayatımda tanıdığım ilk insan olarak, ona biraz daha yakından bakmaya karar verdim.
Bir akşam, Ruşen tekrar gelmişti. Yavaşça, işini hallettikten sonra bir iki şey söyledik. Bir yandan çekingen, bir yandan meraklıydım. Ne de olsa, 22 yaşımdaydım ve bugüne kadar hiç kız arkadaşı olmamıştım. Cinsellik konusunda sadece kendi kendime tatmin sağlayabiliyordum. Hiç kimseyle yakınlaşmamıştım. Vücudum, cinselliğin fiziksel boyutunu biliyor, ama duygusal anlamda nasıl bir şey olduğunu tamamen hayal edemiyordum. O gece, Ruşen bana biraz daha farklı görünüyordu. Daha açık, daha rahat bir şekilde sohbet etmeye başladık. Ve o an, aramızda bir elektrik vardı. Ruşen’in tavırları bana bir şey söylüyordu ama ne olduğunu tam anlayamıyordum.
“Sinan, senin yaşında birinin ne düşündüğünü gerçekten merak ediyorum,” dedi. Gözleriyle bana baktı. O bakışlar, bana ne hissettirdiğini anlatmak zordu. Bu, sadece bir kadının bana ilgi göstermesi değildi; bu, bir kadının bir erkeğe, hem fiziksel hem de duygusal olarak ilgi gösterişiydi. O an, bütün dünyamın değişeceğini hissettim.
Zamanla, Ruşen’le daha fazla sohbet etmeye başladık. O, hayatındaki ilişkileri ve maceralarını anlatırken, ben ona kendi dünyamı açtım. Gerçekten bir ilişkinin nasıl olduğunu öğrenmek istiyordum. Ama en çok, cinselliği öğrenmek, ona dokunmak, sınırlarını keşfetmek istiyordum. Ruşen ise bu konuda oldukça açık ve cesur bir kadındı ama bir yandan da çekingen, daha önce tam anlamıyla cinselliği keşfetmemişti. O, aslında cinselliğe duyduğu merakı, biraz da bana güvenerek ortaya koyuyordu.
Bir akşam, bir parkta yürüyüşe çıktık. Geceydi, sessizlik hakimdi ama içimdeki ses çok yüksekti. Gecenin karanlığında, sanki dünyada sadece ikimiz vardık. O an, Ruşen’in elini tuttum ve biraz cesaretle, “Beni yalnız bırakma,” dedim. Bu, ilk defa bir kadına söylediğim bir şeydi, ama bir şekilde bu sözlerimin ardında bir dürtü vardı, bir ihtiyaç. O da bana, “Bunu istiyor musun?” diye sordu. Birkaç saniye sessizlik oldu. “Evet,” dedim.
Geceydi. Parkta uzun bir yürüyüşün ardından, yollarımız bir araya geldiğinde, sinirlerim yerinde değildi. Bu, aslında her şeyin başlangıcıydı. O anı hatırlıyorum; Ruşen, bana bir adım daha yaklaşmıştı. Gözlerindeki güveni ve arzuyu gördüğümde, içimde bir şeylerin kabardığını hissettim. Havanın serinliği, her şeyin üzerinde yoğunlaşmasına neden oluyordu. Sadece ikimiz vardık, dünya yoktu.
Ruşen, bana baktı, yüzünde hafif bir gülümseme vardı. “Emin misin?” dedi. Gözlerimdeki kararsızlık bir anda kayboldu. “Evet,” dedim, içimdeki heyecanı bastıramayarak. O an, birbirimize ne kadar yakın olduğumuzu ve bu anı ne kadar istemiş olduğumuzu fark ettim.
Bir süre sessiz kaldık, her şeyin çok yavaş ilerlediği bir anı yaşadık. O anda zaman sanki durmuş gibiydi. Ruşen’in ilk adımını attığını hatırlıyorum. Yavaşça, bana doğru bir adım daha atarak, ellerini omuzlarıma koydu. Göğsümde kalp atışlarım hızlandı. Vücudumda hissettiğim her titreşim, bana yeni bir şey öğretiyor gibiydi. Her adım, daha önce deneyimlemediğim bir şeydi.
Ruşen, yavaşça giysisini çıkarmaya başladı. Her hareketi dikkatli, ama bir o kadar da doğal ve özgürceydi. Kollarım, ellerim, her yerim gergindi, ama aynı zamanda bir güven hissi vardı. Yavaşça, önce gömleğimi çıkardım, sonra pantolonumu. Ruşen, ellerini sırtıma koyarak beni kendine doğru çekti. Bütün o an, sadece birbirimize odaklandık. Vücutlarımız yavaşça birbirine yaklaşıyordu. Aramızdaki her mesafe bir tüy kadar inceydi.
O an, ellerim Ruşen’in yumuşacık bedeninde kayarken, her bir dokunuşumla kalbi daha hızlı çarpıyordu. Benim vücudumda ise yeni bir huzursuzluk vardı, ama bu, kötü bir huzursuzluk değildi. Tam tersine, bir keşif, bir arayıştı. Ruşen’in elleri sırtımda kayarken, onun vücuduna biraz daha yaklaştım. O da bana yöneldi, yavaşça, başını omzuma yasladı. O an, cinsellikten çok daha fazla bir şey vardı—bu, bir paylaşım anıydı, bir güven ve derin bir bağlantı.
Ruşen’in heyecandan nemlenmiş vücudu bana yapışırken, heyecanım doruğa çıkıyordu. Teyzem yaşındaki orospumun sıcak vücudu beni sararken, düşüncelerim birbirine karıştı. Bunu istiyordum, bunu arıyordum ama aynı zamanda bu anı tamamen yaşamak istiyordum. Zihnimde binlerce soru vardı, ama yalnızca bir şeyin kesin olduğuna emindim: O anı yaşamak.
Yavaşça birbirimize daha yakın olduk, ellerimiz vücutlarımızda kaymaya başladı. Ruşen’in gülümsemesi, bana güven veriyordu. Birbirimize tam anlamıyla temas ettiğimizde, ilk kez o kadar yakın olduk ki, adeta bütün vücutlarımız bir bütün gibi hissetti. Bir süre sadece dokunduk, yavaşça, hissettikçe, birbirimize daha yakın hale geldik.
Bir an, Ruşen’in bedeni tamamen benimle buluştu. O an, dünya sadece ikimizden ibaret gibiydi. Ne korkularım vardı, ne de çekincelerim. O kadar derin bir güven duygusu vardı ki, sadece hislerimize odaklanabildik. Bekçi mekçi görse biraz da ona ikram edip keyfimize devam ederdik, onun da zihninde bu düşünce dolaşıyordu kesinlikle. Ve sonra, ilk birleşme… Çok fazla düşünmeye fırsatım olmadan, sadece bu anı hissettim. Her hareket, her dokunuş, her nefes beni daha derin bir dünyaya çekiyordu.
Gözlerimi kapatıp, ona odaklandım. Bankacı fahişemin kasıklarına yapışmışken, bir an için hiç bir şeyin farkında değildim. Her dokunuş, her hareket, bir başka heyecan dalgası gibiydi. Ruşen, yavaşça, dikkatlice ama aynı zamanda çok istekli bir şekilde, yağ dökmüş gibi kayganlaşan amını özgür bırakıp benimle birleşti. Bu, yalnızca fiziksel bir şey değildi. Aramızda kurduğumuz bağ, hissettiklerimizdi. Benim erkek hakimiyetimi, onunsa dişi teslimiyetini simgeleyen O an, sadece fiziksel değil, duygusal bir birleşme yaşadık.
Birleşme anı geçtikçe, Ruşen ve ben birbirimize daha çok yakınlaştık. Her hareket, bir keşif gibiydi; onun vücudu, benimkinin farklı noktalarına dokunuyor, ikimizin de duyusal sınırlarını aşmamıza olanak tanıyordu. Vücutlarımızın uyumlu bir şekilde hareket etmesi, bir süre sonra bir ritme büründü. Bu ritimde zaman durdu. Her şey, sadece biz vardık.
Birlikte olduğumuz her an, daha fazla öğreniyorduk. Ne kadar ihtiyacımız olduğunu biliyorduk. Ama aynı zamanda, o anı birlikte paylaşmanın ne kadar değerli olduğunu hissediyorduk. Her şey yavaşça gelişiyordu, ama her anı ölümsüzleşmiş gibi yaşıyorduk. O kadar yakındık ki, her şey bir bütün gibi hissediyordu. Kendi bedenimi, ona odaklandığımda, her dokunuşun, her hareketin özel olduğunu hissettim. Ruşen’in vücudu, bir orman gibi bana kayarken, ben de ona doğru yöneldim, ondan gelen her hareketi daha derin hissettim.
Birlikte bu geceyi yaşarken, sadece cinsellik değil, güvenin, arayışın ve bağlılığın da ortaya çıkmasına tanık oldum. Bu an, ikimizin hayatında bir dönüm noktasıydı. O gece, birbirimize sadece vücutlarımızla değil, duygusal olarak da çok şey kattık. Bu, yeni bir başlangıcın, yeni bir keşfin, bir arayışın simgesiydi.